30 Mart 2010 Salı

Öylesine Bir Kadın

Küçük bir kadın... Yürüyor. Yalnızca yürüyor işte, düşünüyorda belki. Ama öncesini değil sonrasını da değil. Öyle çok şeyler düşünüyor ki kendi de takip edemiyor. Önü arkası gelmiyor. Yalnız mı? Belki! Yalnız insanlar, çok düşünürler. Ne düşünürler?

"Yürüyorum yürüyorum... Dönüyorum arkama bakıyorum,boş. Sağım solum desen yok..Zaten ağaçtan başka birşeyin kokusu da yok. Güzeldir ağaç. Güzeldir nefes almak. Bazen kırılır kalbimiz ama atmaya devam eder iste nihayetinde. Evet evet sadece kırık kalbim. Kızgın da değilim. Hele şu ağaçlar, hele şu ağaçlar..."

*Kişisel birşey değil bu. Yaşamak zor buralarda... Kimdendi bu yara diye kalbine sorduğunda...

Yürüyor orda bir küçük kadın. Akıyor zaman, yollar akıyor ayaklarının altından. Onun ötesinde devam ediyor yaşam. Bebekler doğuyor, bir adam sigarasını yakıyor, bir kadın ağlıyor, dede uyukluyor sandalyesinde, mezarında rahat bazıları, bir kız çocuğu belki de annesinin kucağında... Küçük kadının elleri yanında. Güneş tepede sarı. Gözlerini kapıyor beyaz bu defa.

"Beyaz... Kimsenin olmaması huzur veriyor. Beyaz ve ben yalnız. Lazım mıydı sanki bir başkası. Zaten bu kadarcık değil miydi herşey? Bak bir gerçek güneş ve gerçek olmasına rağmen güzel. güneş gerçek mi? burdan baktığımda öylesine rüya ki. hep güneş kalsam keşke. Güneş oldum ben bak beyazım artık. Bıraktım...Gitsinler. Yanımda durmasınlar gerekmeyenler. Bak ben güneşim.. Yoksa bende mi bir rüya?"

*Öylesine haklıyız ki böylesine küçüğüz... Her geçen günün ardında biraz daha büyürüz. Büyüdükçe düşünür, düşündükçe buluruz..

Gözlerini kapamış kadın. Sımsıkı... Kaldırmış başına göklere. Sahi masmavi bugün gök. O bakıyor diye mavi. Çünkü bu kadının gözleri kahverengiysede mavi bakar. Mesela toprağa baksa yeşil olur bakışları. Ağaca dönse bir reçine kokusu sarar etrafı. Çirkindir belki. Kimse beğenmezse de o beğenir kendini. Uzun uzun bakar aynaya. Öyle şişinerek değil ama utanır, kızarır yanakları. Ama kimse bilmez onu. Bilenler de bilmek istemezler çünkü birşey vardır onda kimsede olmayan. Anlayamazlar. Giderler. Gitsinler. O yine bakar aynada kendine. çünkü hala görülmesi gerekenler vardır. Hala bazı bilinmeyenler vardır.

"Çok yürüdüm. Yoruldum mu? Yok koşayım biraz. Yürünmez hep. Gözlerimi açayım önce. Bir yere çarparım, düşerim... Koluna giripte gözlerimi kapatacağım kimse yok! Yok işte. Üzülecek miyim... Kaparım işte. Kaparımda yürürümde. korkmam. düşsemde acımaz canım, acısa da üzülmem. geçer çünkü. Sımsıkılar... Yürü. Evet bir adım, iki, üç... Hayıır, gözünü aralamak yok. Korkma onlar sadece ağaç gölgeleri. Hala yolun ortasındasın. Sımsıkı... Evet yürüyorsun. Koş hadi. Bak yalnızda yürüyorsun gözün kapalı. Düşmedin hemde. Kandırmışsın kendini hep. Böyle daha güzel hem. aç kollarını, kaybol beyazda.. Koş, bİraz daha hızlı."

*Ruhidir benim adım. Hiç çıkamam evimden. Dostlar uydururum hayali, mutluyumdur bu yüzden..

Sen yaşadığım bir gerçek misin kadın? Yoksa bir zamanlar yaşamış olduğum bir rüya mısın? İlk gençlik günlerimin bir efsanesi misin yoksa ey esrarlı kadın?

"Bir oyundur hayat derim... Kim en güzel oynarsa o kazanır. Ama uydurma herşey... Bak bu ağaçlar... Bak bu kuş sesleri... Bir oyundur hayat. Evet... Ve yalnızdır herkes. Çünkü güzeldir yalnızlık. Yalnız olanlar gerçekten yalnız olanlar üzgün değillerdir çünkü onlar görmeleri gerekenleri görür. İstemez kimseyi. İstemiyorum bende. Niye ben yalnız mıyım?"

*Sizleri,sonunda aklınızı kaybetmek tehlikesiyle korkutanlara aldırmayınız. Kaybedecek hiç birşeyimiz yoktur. Oyuna gelmeyiniz, siz onları oyununuza getiriniz.. Rüyaları gerçekleştirmek yerine, Gerçekleri rüya yapmalıyız.

Zaman olacaktı bu kadını iyileştirecek. İnanırdı zamana. Ve şöyle derdi:

"Zaman ne işe yarar ki onun akışına bırakmadıktan sonra kendimizi...? Yoruldum. Dur artık. Dur ve dinlen. Vazgeç savaşmaktan. Sus ve izle yalnızca."

*Kendilerine yazık edenler, zamanın herşeyi nasıl halledeceğini bilmeyenlerdi.
*Koşma yorulduysan, anaforda boğulduysan... Sen de korkuyorsan yalnızlıktan. Bilme istemiyorsan, bir an bile gülmüyorsan. Sende sıkıldıysan yalanlarımızdan...


'Ve bu küçük kadın bir gün çekip gittiğinde kimse onu hatırlamadı.' Onunda istediği buydu zaten. Kötü izler bırakmak, iz bırakmamaktan kötüydü ona göre. O da hiç bir iz bırakmadan çekip gitti. ve zaten kimse onun bıraktığı izi bile hak etmiyordu. Hoşçakal küçük kadın...

"Etrafına bak, onlardan olma sakın.. Yola koyul küçük küçük. git buralardan..
Yapraklar yatağın olsun, kırlangıçlar arkadaşların... Yıldızlar yorganın olsun, hem zaten gökte işsiz güçsüz duruyorlar...


Oğuz Atay'ı Tehlikeli Oyunları'yla saygıyla anıyoruz.
Teoman, Hikmet Benol, Orman, Güneş ve Bir kaç tane Dostum'a...
Aslı Şahinkaya

1 yorum: