13 Eylül 2010 Pazartesi

Balık Olmak

Kaçmakla varabilceğim en uzak noktadayım. Yine dökülüyorum bir bir. Vazgeçiyorum bazen: Yazmaktan, yaşamaktan... Fakat uzaklaştıkça daha da elzem oluyor ikiside.

Özlemini çektiğim ne bir insan ne bir an. Bir gelecek hayali de büyütmüyorum. Herşey olup biterken, akarken zaman, ben donuğum. Donuk zamanlar... Hani böyle izlersin herşeyi, insanlar gelip konuşurlar seninle, gülüncek şeyler bulup çıkarırlar ve sen onların komutlarıyla hareket edersin, kendin olmadan, zorunluluktan!

Farkında olmadan ne çok olayın içine sürüklenmişim böyle. Hemde baş kahraman oluvermişim. Kendimi unutup nasılda sarılmışım insanlara ve söylediklerine. Çok değil sadece iki ay önce hayatımın baş köşesine oturttuklarım şimdi nasıl yabancı olmuşlar bana. Hiç birşey göremez olmuşum baktıkça yüzlerine. Gözlerini yakalamaya çalıştıkça, gözlerimle buluşturmaya çalıştıkça anladım uğraştıkça anladım. Birinin herşeyini bilip, hiç tanımıyormuş gibi davranmaktan daha farklı bir duygu bu! Artık hayatında olmayan değil daha önce hiç hayatına girmemiş bir insanı görürsün o eski insanda. Eski insan!

Yorgunluk değil bu hissettiğim. Büsbütün kopup gitmek, yırtıp atmak kendimi anılardan. Geçmişi olmayan biri nasıl özlerse hatıralarını, onun gibi özlemek. Ve kurtarmak kendimi düştüğüm bu oyunlar-olaylar- çemberinin merkezinden. Rahat bırak beni Maupassant. Şimdi Sait Faik'in bir ada öyküsünün kahramanı olmak zamanı. Bir durumdan ibaret olmalı hayatım. Kimsesizliğimle gurur duyar, yalnızlığımla öğünürüm orda. Ne giriş vardır ne gelişme ne de bir son-uç! Herkesi tanırım orda ama kimse bilmez beni.

Hatta belki de bir kahraman değil, Sait Faik'in elinden dökülmüş bir kelime olmalıyım ve yahut bir virgül... Hepsinden geçtim dünsüz ve yarınsız bir balık olmak yakışır bana. Pul pul akarım gönlümce deryadan deryaya.. Uzar bir koca deniz sağımda solumda.